Henüz hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Toger hakkında en son Haberler ve Güncellemeleri takip edebilirsiniz.
Bir düşünün: 1920’lerin Anadolu’sunda, henüz demiryolu ulaşmamış bir şehirde yaşıyorsunuz. Ürettiğiniz bir ürünü başka bir şehre göndermek günler sürebiliyor. Yolculuk yapmak ise çoğu zaman başlı başına bir hazırlık gerektiriyor.
Aradan bir asırdan fazla zaman geçti. Bugün aynı coğrafyada elektrikli otomobillerle yolculuk ediyor, telefonlarımızdan en yakın şarj istasyonunu bulabiliyor, enerjimizi dakikalar içerisinde yenileyebiliyoruz.
Değişen yalnızca ulaşım araçlarımız değil. Yollarımız, üretim biçimlerimiz, teknolojiyle kurduğumuz ilişki ve geleceğe dair beklentilerimiz de değişti.
Peki, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu’yu birbirine bağlamak için döşenen demiryollarıyla bugünün elektrikli araç şarj istasyonları arasında nasıl bir bağ var?
Yanıt, kullanılan teknolojiden çok daha fazlasında saklı: Bir ülkenin geleceğinin, bugünden attığı adımlarla şekillenmesinde.
29 Ekim 2026’da Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken geçmişten bugüne uzanan bu yolculuğa bir de ulaşımın ve enerjinin penceresinden bakalım.

29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Cumhuriyet ilan edildi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Yeni Cumhuriyet’in önünde büyük bir yeniden yapılanma süreci vardı. Savaşların ardından ekonomik kalkınmanın sağlanması, üretimin artırılması, eğitimin yaygınlaştırılması ve ülkenin farklı bölgeleri arasında güçlü ulaşım bağlantılarının kurulması gerekiyordu.
Bu dönemde demiryolları, ulaşım aracı olmanın ötesinde bir kalkınma meselesiydi.
Çünkü bir şehre demiryolu ulaşması, yalnızca trenlerin oradan geçmeye başlaması demek değildi. Çiftçinin ürününü daha uzak pazarlara ulaştırabilmesi, fabrikaların ihtiyaç duyduğu hammaddeleri taşıyabilmesi ve insanların farklı şehirlerle daha kolay bağlantı kurabilmesi anlamına geliyordu.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında demiryolu yapımına ve mevcut hatların geliştirilmesine verilen önem, bu ihtiyacın bir sonucuydu.
Ulaşım yatırımlarını sanayileşme adımları izledi. 1933’te kurulan Sümerbank ve 1935’te kurulan Etibank, Türkiye’nin üretim, madencilik ve enerji alanlarındaki kurumsal yapılanmasında önemli görevler üstlendi.
Bu yatırımların ortak bir yönü vardı: Ülkenin ihtiyaç duyduğu altyapıyı ve üretim kapasitesini geliştirmek.
Bugünden geçmişe baktığımızda görüyoruz ki bir demiryolu hattının değeri yalnızca uzunluğuyla ölçülmüyordu. O hattın ulaştığı yerde neleri mümkün kıldığı da en az kendisi kadar önemliydi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında temel sorunlardan biri, şehirleri ve üretim merkezlerini birbirine bağlamaktı. Bugünse ulaşımın yalnızca mümkün olması yetmiyor; daha verimli, erişilebilir ve çevresel etkileri daha düşük bir yapıya kavuşması da önem taşıyor.
Otomotiv dünyasında yaşanan elektrikli dönüşüm, bu arayışın önemli örneklerinden biri.
İçten yanmalı motorların uzun yıllar belirleyici olduğu sektörde artık batarya teknolojileri, elektrik motorları, güç elektroniği ve yazılım sistemleri giderek daha fazla önem kazanıyor.
Bu dönüşüm dünya genelinde de somut karşılık buluyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Mayıs 2026’da yayımladığı Global EV Outlook 2026 raporuna göre, 2025 yılı sonunda dünya genelindeki halka açık elektrikli araç şarj noktası sayısı 7 milyonu aştı. Yalnızca 2025 yılında yaklaşık 1,8 milyon yeni halka açık şarj noktası eklendi.
Bu rakamlar önemli bir değişimi gösteriyor: Elektrikli ulaşım artık yalnızca yeni otomobil modelleriyle değil, onları destekleyen geniş bir enerji ve hizmet altyapısıyla büyüyor.
Türkiye’de de benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Yerli elektrikli otomobil üretimi, otomotiv sektöründeki mühendislik birikimi, yeni yazılım çözümleri ve gelişen şarj ağı, elektrikli mobilitenin günlük hayatta daha fazla yer edinmesini sağlıyor.
Elbette bir asır önceki demiryolu yatırımlarıyla bugünkü elektrikli otomobilleri aynı teknolojik gelişim çizgisinin doğrudan devamı olarak görmek doğru olmaz. Dönemin şartları, ihtiyaçları ve olanakları birbirinden çok farklı.
Ancak iki dönemin ortak bir sorusu var: İnsanların ve üretimin hareket edebilmesi için nasıl daha güçlü bir altyapı kurabiliriz?
Dün bu soruya verilen önemli yanıtlardan biri demiryollarıydı. Bugün yanıtın bir bölümünü de elektrikli araçlar ve onları destekleyen şarj altyapısı oluşturuyor.

Bir elektrikli otomobilin menzili ne kadar gelişmiş olursa olsun, sürücünün yolculuğuna güvenle devam edebilmesi için enerjiye erişebileceğini bilmesi gerekir.
Örneğin İstanbul’dan Ankara’ya doğru yola çıkan bir sürücüyü düşünelim. Aracının batarya kapasitesi kadar güzergâhındaki şarj noktaları, istasyonların çalışır durumda olması ve ihtiyaç duyduğunda uygun bir sokete ulaşabilmesi de yolculuğunu etkiler.
Bu yüzden elektrikli mobilitenin gelişimi yalnızca otomotiv üreticilerinin sorumluluğunda değil. Şarj ağı işletmecileri, elektrik dağıtım şirketleri, teknoloji geliştiricileri, yerel yönetimler ve enerji sektörü de bu dönüşümün önemli parçaları.
Üstelik ihtiyaçlar her yerde aynı değil. Bir alışveriş merkezinde geçirilen birkaç saat boyunca AC şarj kullanmak yeterli olabilirken, şehirler arası yolculuklarda yüksek güçlü DC şarj çözümleri daha fazla önem kazanabiliyor.
Burada belirleyici olan, her noktaya en yüksek güçlü cihazı yerleştirmekten çok, doğru yerde, doğru kapasitede ve güvenilir hizmet sunabilmek.
Türkiye’de Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), şarj hizmeti piyasasına ilişkin istatistikleri düzenli olarak yayımlıyor. Bu raporlarda şarj noktası sayılarından kurulu güce, elektrik tüketiminden pazarın gelişimine kadar çeşitli göstergeler takip ediliyor.
26 Ekim 2026 itibarıyla yayımlanmış Eylül 2026 raporu da Türkiye’de elektrikli araçlar ve şarj altyapısının gelişiminin düzenli olarak ölçülebildiğini gösteren güncel kaynaklardan biri.
Ancak şarj ağının gelişmesini yalnızca yeni istasyonların kurulmasıyla değerlendirmek eksik olur. İstasyonların erişilebilir olması, kesintisiz çalışması, kullanıcıların doğru bilgilendirilmesi ve şarj deneyiminin sorunsuz ilerlemesi de en az kurulu kapasite kadar önemli.
Çünkü sürücü açısından iyi bir şarj altyapısı, varlığından emin olduğu kadar gerektiğinde gerçekten kullanabildiği altyapıdır.

Elektrikli araçların yaygınlaşması, ulaşım ile elektrik sistemleri arasındaki ilişkiyi de değiştiriyor.
Geleneksel otomobillerde yakıt, istasyonlarda depolanıp araçlara aktarılırken elektrikli mobilitede şebeke kapasitesi, şarj zamanı, enerji yönetimi ve dijital sistemler çok daha belirleyici hâle geliyor.
Bu değişimin çevresel boyutu da var. Elektrikli otomobiller kullanım sırasında egzoz emisyonu üretmiyor. Ancak bu durum, araçların üretiminden kullanım ömrünün sonuna kadar hiçbir çevresel etkisinin olmadığı anlamına gelmiyor.
Bataryaların üretimi, kullanılan elektriğin hangi kaynaklardan sağlandığı ve araçların yaşam döngüsü boyunca tüketilen kaynaklar, toplam çevresel etkinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken unsurlar.
Dolayısıyla daha sürdürülebilir bir ulaşım sisteminin kurulması, yalnızca benzinli ve dizel araçların yerini elektrikli araçların almasıyla tamamlanmıyor. Yenilenebilir enerji üretiminin gelişmesi, şebekelerin güçlendirilmesi, akıllı şarj uygulamaları ve enerji verimliliği de bu sürecin içerisinde yer alıyor.
IEA’nın 2026 değerlendirmesinde de akıllı şarj ve araçtan şebekeye enerji aktarımı gibi uygulamaların elektrik sistemine esneklik sağlayabilecek teknolojiler arasında ele alınması dikkat çekiyor.
Bu noktada ulaşımın geleceği, yalnızca daha fazla enerji kullanmakta değil; enerjiyi daha doğru zamanda, daha verimli ve daha akıllı biçimde kullanabilmekte şekilleniyor.
Cumhuriyet’in kuruluş döneminde sanayileşme, ülkenin ekonomik gelişimi ve üretim kapasitesi açısından önemli bir öncelikti.
Bugünün teknoloji dünyasında ise üretim kavramının kapsamı çok daha geniş. Bir elektrikli aracın kendisi kadar bataryasını yöneten yazılım, şarj cihazının haberleşme sistemi, enerji tüketimini ölçen altyapı ve kullanıcıya sunulan dijital hizmetler de mühendislik ve teknoloji üretiminin parçası.
Artık bir ulaşım sisteminin başarısı yalnızca üretilen araç sayısıyla değil, arkasında çalışan teknolojilerin niteliğiyle de yakından ilişkili.
Türkiye’nin elektrikli mobilite alanında geliştirdiği her yeni mühendislik çözümü, yazılım ürünü ve altyapı yatırımı bu açıdan değer taşıyor.
Çünkü teknolojik yetkinlik, yalnızca gelişmiş ürünleri kullanabilmek değil; onları geliştirecek bilgiye, sorunlarını çözebilecek uzmanlığa ve yeni ihtiyaçlara uyum sağlayabilecek kapasiteye sahip olmak demek.
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki bilim, eğitim ve üretime verilen önemi bugün anlamlı kılan da bu bakış açısı.
Dün yeni fabrikalara, demiryollarına ve enerji tesislerine ihtiyaç vardı. Bugün bunlara güçlü dijital altyapılar, yazılım sistemleri ve yeni nesil ulaşım teknolojileri de ekleniyor.
İhtiyaçlar değişse de gelişmenin temelinde bilgiye, emeğe ve üretime duyulan ihtiyaç bulunuyor.
Elektrikli mobilitenin Türkiye’de daha yaygın ve erişilebilir hâle gelmesinde şarj altyapısının önemli bir sorumluluğu bulunuyor.
EPDK lisanslı şarj ağı işletmecisi TOGER olarak biz de bu dönüşümün altyapı tarafında çalışıyoruz.
AC ve DC şarj çözümlerimiz, dijital hizmetlerimiz ve şarj ağı işletmeciliği faaliyetlerimizle elektrikli araç kullanıcılarının ihtiyaç duydukları enerjiye güvenilir biçimde erişmesini amaçlıyoruz.
Bizim için mesele yalnızca yeni şarj noktaları oluşturmak değil. Bu noktaların günlük hayatın doğal bir parçası hâline gelmesini sağlamak.
Çünkü elektrikli araç kullanıcısının asıl beklentisi son derece açık: Yolculuğuna devam etmek istediğinde şarj hizmetine kolayca ulaşabilmek.
Türkiye’nin farklı noktalarında bu ihtiyaca yönelik çözümler geliştirmek, aynı zamanda geleceğin ulaşım altyapısına katkıda bulunmak anlamına geliyor.
1923’te Anadolu’nun farklı şehirlerini birbirine bağlamak için yeni demiryolu hatlarına ihtiyaç duyuluyordu.
2026’da ise elektrikli araçlarla yolculuk eden insanların ihtiyaç duyduğu enerjiyi erişilebilir kılmak için yeni nesil şarj ağları geliştiriliyor.
İki dönem arasında 103 yıl var. Teknolojiler, imkânlar ve beklentiler birbirinden çok farklı.
Ama geçmişe dönüp baktığımızda önemli bir gerçeği görüyoruz: Bugün sıradan kabul ettiğimiz pek çok imkân, bir zamanlar insanların kurduğu hayallerin, aldığı kararların ve verdiği emeğin sonucuydu.
Bugünün elektrikli yolları da gelecekte başka teknolojilere yerini bırakabilir. Belki ulaşım biçimlerimiz değişecek, enerji sistemlerimiz gelişecek ve bugün karşılaştığımız sorunlara henüz düşünmediğimiz çözümler bulunacak.
Önemli olan, yeni nesillere yalnızca bugünün teknolojisini değil, daha iyisini geliştirebilecek bilgi birikimini ve çalışma kararlılığını bırakabilmek.
Cumhuriyet’in 103. yılında, geçmişin emeğini hatırlıyor; geleceğin yollarında yeni imkânlar oluşturmak için çalışmaya devam ediyoruz.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Millî Mücadele kahramanlarımızı ve Cumhuriyet’in kuruluşuna emek veren herkesi saygı ve minnetle anıyoruz.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
TOGER | Geleceğe giden yolda, enerjimizle.